Rüsvai
Rüsvai©
1978 yılında Merzifon’da doğdu. Asıl adı Ali Cem Akbulut’tur. İlk ve orta öğrenimini köyünde ve babasının öğretmen olması nedeniyle çeşitli illerde, yüksek öğrenimini ise Erzincan’da tamamladı.
Aslen Harız (şimdiki adı Gümüştepe) köyünden olan Ali Cem Akbulut ilkokul yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duymaya başladı. Babasının folklora ilişkin araştırmalarına, yöresindeki halk şairlerinin şiirlerine bağlı olarak şiire olan ilgisi arttı. Aşık, zakir meclis ve muhabbetlerine girdi. Yaklaşık 16 yaşında şiir yazmaya başladı. Zamanla şiire ilişkin bilgisini pekiştirerek kendi tarzını geliştirdi. İlk dönem şiirlerinde Esedi, daha sonra Rüsvai mahlasını kullanmaya başladı.
Ali Cem Akbulut zamanla folklor araştırmaları üzerine yoğunlaştı ve bu dönemde Osmanlıca da öğrenerek özellikle geleneksel şiire dair alan taramaları yaptı. Birçok eski kaynağı inceleyip çevirerek arşivlere kazandırdı. Giderek kendi kütüphanesini ve çalışma yöntemlerini geliştirdi. Başta Orta Anadolu olmak üzere ağırlıkla Alevi-Bektaşi şairlerini temel aldığı geniş bir arşiv oluşturdu.
Öğretmen olarak Merzifon’da işine devam eden Ali Cem Akbulut’un tasavvuf, sevgi, hiciv gibi her
konuyu işlediği şiirleri ve araştırmalarıyla yarışmalarda birincilik dahil olmak üzere çeşitli dereceler ve
ödüller aldı.
Abulut’un değişik araştırmalarda ve dergilerde yer alan şiirlerinin
bazıları farklı sanatçılar tarafından bestelendi ve yorumlandı. Ayrıca hayatı ve şi-irleri tez konusu oldu.
Ali Cem Akbulut’un »Gazilerovacığı Aşıkları« (2010), »Gazilerovacığı Aşıklarından Biçare ve Dervişoğlu« (2015), »Gazilerovacığı Aşık-larından Halil, Nikabi, Turap Ali« (2021), »Aşık Sefil Ahmed« (2021), »İğdecikli Aşık Veli« (2021), »Aşık Pirani« (2021), »Merzifonlu Şairler« (2021), »Aşkın Doğuşu, Aşık Sıdkı Baba-Mevalid-i Aşk (Kerbela)« (2021), »Aşık Kul Hüseyin ve Kul Hüseyin Kolu Aşıkları« (2021) ve Bekir Karadeniz’le birlikte hazırladığı »Alevi-Bektaşi Şairleri 1-11« (2016) adlı araştırmaları yayımlandı. Ayrıca şiirlerinin bir bölümü yayına hazırlanmaktadır.
Yok idi
Yare aşık olduğumda daha Adem yok idi
Şemsi kamer ins ile can iki alem yok idi
Tazim ile ezelinde
içtim lebi dehandan
Mestaneye döndüğümde şarapla dem yok idi
O güzelin meclisinde müştaklar geldi dile
İkrar veren tasdik oldu iradet geçti ele
Cemaline secde
kıldım illa eyvallah ile
Kıble yoktu Kabe yoktu Beyti Harem yok idi
Vav’a döndüm evvelinde kafı nun izhar oldu
Evsafını vird eyledim ses ile söz var oldu
Nurun ala
nur güzelden mevcudat envar oldu
Pervane tek nara yandım zulmet ve şem yok idi
Teslim ile ahirinde sırrı müphem bekledim
Cefasına talip oldum dermana dert ekledim
Muhabbetle el
uzatıp bir çiçeği kokladım
Sümbül süsen gülle reyhan bağ-ı irem yok idi
Nice devir geçti mesken ettim virane kuyun
Sarayımı zapt eyledi kudretli bir çift ay(ı)n
Zülfü
ile el bağladım bıçağa sundum boyun
Ne koç kurban ne İsmail ahdi kasem yok idi
Mecnun gezdim sahralarda yol geçmedi tekkeden
Dolanmadım ne Bağdat’tan ne Kudüs’ten Mekke’den
Urgan
elde meczup idim çarmıhları hak eden
İsa Resul halef oldu daha Meryem yok idi
Rüsvai’yim o yar saldı yine bir hudavendi
Eşiğine yüzüm koyup oldum gulamı bendi
Otuz
yıllık sınığımı üstadım sardı kendi
Ne Eflatun ne Lokman’da deva merhem yok idi
Nedir
Ey melek simalı güzeller piri
Kut oldu haneme uğrağın senin
Yeşile çevirir bastığı yeri
Değende
halhallı ayağın senin
Ceylan gözlerinde parlıyor ışık
De görenler nasıl olmasın aşık
Şükür oldun gönül kapıma
eşik
Söyünmez yaktığın ocağın senin
Cemalinden içtim olamam ayık
Şirin’in Elif’in methine layık
Aslı peşin sıra döner
halayık
Leyla olur ancak çırağın senin
İsmiyle müsemma derya incisi
Çıkmaz yüreğimden aşkı sancısı
Efkar girdabının gizli müncisi
Derundasın
yoktur uzağın senin
Sözlerin şifadır dudağın müldür
Yanağında açan solmayan güldür
İster azat eyle istersen öldür
Rüsvai
gönüllü tutsağın senin